5 Mart 2011 Cumartesi

Bağdat Paktı

BAĞDAT PAKTI

            1955 YILINDAN İTİBAREN NASIL Balkan ittifakı sarsılmaya başlamış ise, Türkiye’nin 1955 Şubatında meydana getirdiği Bağdat Paktı da aynı şekilde önemli sarsıntılar geçirmiştir.
            Türkiye 1954 Ağustosunda Balkan İttifakını gerçekleştirir gerçekleştirmez hemen arkasından, yine 1954 yazından itibaren bir de Orta Doğu’da savunma ittifakı sistemi, meydana getirmek için faaliyete geçti. Fakat bu faaliyetin esas kaynağını, Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı John Foster Dulles’in bir tasarısı teşkil ediyordu. Kore Savaşı, Amerika Dışişleri Bakanının, komünist emperyalizmi tehlikesine karşı daha güçlü tedbirler almaya sevk etmişti. Dulles, Orta Doğu memleketlerini de bir İttifak sistemi içinde toplamak istiyordu ve bu amaçla 1953 yılında bütün Orta Doğu memleketlerin teker teker ziyaret etti. Bu arada 25-27 Mayıs 1953 günlerinde Ankara’ya da geldi ve bu ülkelerle görüşmeler yaptı. Bu sırada İngiltere ile Mısır arasındaki Süveyş anlaşmazlığı henüz çözümlenmemiş ve Arap memleketleriyle İsrail arasındaki münasebetler de gerginliğini muhafaza ediyordu. Bu sebeple, Dulles, bütün Orta Doğuyu kapsayacak bir savunma sisteminin kurulması için gerekli müsait atmosferi bulamadı ve Washington’a dönüşünde radyo ve televizyonlarda yaptığı bir konuşmada, Arap ülkelerinin İsrail, İngiltere ve Fransa ile olan çatışmalara bütün dikkatlerini çevirmiş olduklarını ve bundan ötürü de Sovyet komünizmi tehlikesine hemen hiç aldırmadıklarını söylemiş ve “bir Orta Doğu Savunma Teşkilatı meselesi, yakın bir ihtimal olmaktan ziyade, ancak geleceğe ati iştir.” Diyerek kurmak istediği Kuzey Seddi (Northern Tier) tasarısını ileriye attı.
            Fakat Türkiye, Amerika tarafından terk edilen bu fikrin peşini bırakmadı. 27 Temmuz 1954 yılında, İngiltere ile Mısır arasındaki Süveyş anlaşmazlığını sona erdiren antlaşma parafe edildi ve bu antlaşma 19 Ekim 1954 yılında da imzalandı. Bu antlaşmanın ilgi çeken tarafı, 17 Haziran 1950 tarihli Arab Ligi Devletleri Orta Savunma Anlaşmasını imzalayan devletlerden birine veya Türkiye’ye silahlı bir saldırı olması halinde, İngiltere’nin silahlı bir saldırı olması halinde İngiltere’nin Süveyş kanalına asker sokmak hakkını kazanmasıydı. Antlaşmanın bu hükmünün ve Mısır’ın da bu hükme rıza göstermesinin, Türkiye’yi, Orta Doğu Savunma sisteminin kurulması hususunda büyük ümitlere sevk ettiği anlaşılmaktadır. Çünkü, Irak Başbakanı Nuri Said Paşa’nın Ankara’ya yaptığı on günlük bir ziyaret sonunda 18 Ekim 1954 yılında yayınlanan bir bildiride Türkiye ile Irak’ın Orta Doğu’da bir güvenlik teşkilatı kurmaya karar verdikleri ve Türkiye’nin, Arap devletlerini meşru menfaatlerine aykırı bir politika izlemeyeceği bildirildi. Bu son cümle ile anlatılmak istenilen, Türkiye’nin İsrail meselesinde Arapların meşru menfaatlerine aykırı hareket etmeyeceği ve İsrail’i körü körüne desteklemeyeceği idi. Arap devletlerine bir taviz verilmek isteniyordu.
Irak ile Türkiye’nin bir Orta Doğu savunma teşkilatı kurma teşebbüsleri, başta Mısır olmak üzere Arap devletleri tarafından tepki ile karşılandı. Çünkü, İngiliz-Mısır Süveyş anlaşmasının parafe edilmesinden sonra, Mısır kendi liderliği altında bir Arap devletleri bloku kurmak üzere diplomatik faaliyetini birden bire arttırmıştı. Mısır Milli İstikamet Bakanı Salah Salim, Ağustos ve Eylül aylarında, Bağdat da dahil olmak üzere bütün Arap başkentlerini ziyaret ederek görüşmelerde bulunmuştu. Yine Mısır’ın Suudi Arabistan ve Pakistan’la yaptığı temaslardan sonra, Eylül ayında, Doğu ve Batı blokları arasında bir denge unsuru olmak üzere, bir İslam Kongresi’nin kurulması dahi söz konusu olmuştur.
            Şimdi Türkiye ile Irak’ın Mısır’dan önce davranarak, bir Orta Doğu güvenlik teşkilatı kurmak içini hareket geçmeleri Başkan Nasır’ın kendi liderliği altında gerçekleştirmek istediği Arap blokunu engelleyici nitelikte ve daha da önemlisi, Mısır’ın liderliğin köstebekleyici nitelikte idi. Bunun için Mısır’ın tepkisi serte oldu. Kurulacak olan güvenlik teşkilatına katılmayacağını hemen açıkladı. Mısır’ın bu tutumu diğer Arap ülkelerini de etkiledi ve bunlar Türk – Irak teşebbüsüne karşı çekingen bir durum aldılar. Bu durum da Türkiye ile Irak’ın teşebbüsünü köstekleyici nitelikte idi. Bu sebeple Türkiye Başbakanı Menderes, 1955 Ocak ayında Şam ve Beyrut’u ziyaret etti. Suriye kurulacak pakta katılmayı reddetti. Lübnan ise Mısır ile Suriye’nin bu redleri karşısında, bu pakta katılmaya birdenbire karar veremedi. Orta Doğu Güvenlik Paktı meselesi, Arap Ligi Konseyi’nin 22 Ocak – 6 Şubat 1955 arasında yaptığı toplantıda tartışma konusu oldu. Mısır, Suriye ve Suudi Arabistan pakta karşı şiddetli cephe aldılar. Irak ise pakt fikrini savundu. Lübnan ile Ürdün uzlaştırıcı bir rol oynamak istedilerse de, Konsey toplantısı sonuç veremeden dağıldı.
Bu durum karşısında Türkiye ve Irak 24 Şubat 1955 yılında Bağdat paktını imzaladılar. Taraflar arasında “güvenlik ve savunma” konusunda işbirliği yapılmasını öngören bu paktın 5.maddesine göre bu pakta her devlet katılabilirdi. Yalnız şu şartla ki, bu devletin ya bir Arab Ligi üyesi olması veya taraflarca tanınmış olması gerekmektedir. Bunun anlamı şuydu ki, İsrail için bu pakta katılma imkanı yoktu. Çünkü, bir Arap devleti olarak İsrail’i tanımamıştı. Şüphesiz bu hüküm diğer Arap devletlerinin İsrail düşmanlığına verilmiş bir tavizdi.
Bağdat Paktı imza edilirken, diğer Arap devletleri ve özellikle Lübnan ve Ürdün’ün buna katılması halinde, Mısır-Suriye blokunun izole edilmiş olacağı ve sonunda da yalnız kalan u devletlerin, ister istemez Pakt’a katılacakları düşünülmüştü. Fakat düşünülen gerçekleşmedi. Lübnan ve Ürdün nezdinde yapılan teşebbüsler bir sonuç vermedi. Bununla beraber. Bu iki devlet Mısır-Suriye blokuna da katılmadılar.
            Paktın imzalanmasından sonra Mısır ve Suriye, Türkiye ve Irak karşı geniş bir kampanya açtılar. Bağdat paktı, batı emperyalizminin bir vasıtası, İsrail’e hizmet eden bir alet olarak gösterildi. Mısır ve Suriye’nin bu kampanyasını etkisiz bırakmak için Paktın genişletilmesine çalışıldı. 4 Nisan 1955 yılında da İran Bağdat Paktı’na katıldılar. İngiltere’nin katılması Mısır ve Suriye’nin eline yeni bir silah verdi. Bu da Bağdat Paktının İngiltere’nin Orta Doğu’daki sömürgeciliğinin yeni bir eseri olduğu idi. İran’ın katılması ise büyük bir şey ifade etmedi. Zira Pakistan ve İran Orda Doğu’nun Arap kuşağına dahil değildi.
Böylece Bağdat Paktı Arap devletlerinin desteğinden tamamen mahrum kaldı. Bu da Pak için önemli bir zaaf oldu. Öte yandan, Arap ülkelerinde doğan muhalefet karşısında Amerika da Pakta katılmaya cesaret edemedi. Bu da Pakt’ın ikinci büyük zaafı oldu. Böylece Bağdat Paktı, gerçekleştirmek istediği gayeye oranla, çok zayıf temeller üzerine oturtulmuş garip bir bina oluyordu.
Mart 1955 başlarında bir yandan Mısır ve Suriye, öte yandan da Mısır ve Suudi Arabistan aralarında birer askeri pakt imzalamaya karar verdiler. Yemen de bunlara katılacağını bildirdi. Gerçekten 20 Ekim 1955 yılında Mısır-Suriye 27 Ekim 1955 yılında Mısır-Suudi Arabistan savunma antlaşmaları imzalandı. 21 Nisan 1956 yılında da Mısır-Suudi Arabistan-Yemen savunma antlaşması imzaladı. Orta Doğu’da Bağdat Paktına karşı mukabil bir blok orta çıkmış oluyordu. Her iki blokun dışında kalan Lübnan ve Ürdün de göz önünde tutulunca Bağdat Paktı Orta Doğuda ve özelikle Arap kuşağında birleştirici bir rol oynamak isterken, bu kuşağı üç parçaya ayırmış olmaktaydı. Bu parçalanmadan ve parçalar arasındaki rekabetten Sovyet Rusya faydalanmıştır. Böylece Bağdat Paktı’nın bir sonucu da, Sovyetlerin Orta Doğu’ya girmesi olmuştu. Halbuki bu pakt Sovyet tehdidine karşı bir savunma bloku teşkil etmek için kurulmuştu. Halbuki tamamen aksi olu. Çünkü Mısır, Bağdat Paktı’na  karşı makabil bir blok kurmakla da yetinmeyip, sözde İsrail’in muhtemel bir saldırısına karşı kendisini kuvvetli bulundurmak için 1955 sonbaharından itibaren Sovyet Rusya ve peykleriyle silah alış verişine girişti. Suriye Sovyetlerle yakınlı kurmakta Mısır’dan da ileriye gitti. Bu iki devlet Sovyetler Birliğin adeta Orta Doğuya çektiler. Bu ise orta doğudaki Doğu-Batı mücadelesini daha da şiddetlendirdi. Şimdi 1950 de faaliyet alanlarını Avrupa’dan Uzakdoğu’ya ve Asya dan orta doğuya katarmış oluyordu.bu ise 1956 yılından itibaren Orda Doğu buhranlarını daha da şiddetlenmeye götürecektir.
            Bağdat Paktı’nın kendisine gelince; Orta Doğu buhranların bu Paktı bambaşka bir nitelik ve gayeye götürecektir. 14 Temmuz 1958 de Irak’ta patlak veren ihtilalin sonunda gerek monarşinin ve gerek Nuri Said rejiminin yıkılması ve General Kasım’ın liderliğinde 1963 yılına kadar devam edecek rejimin Irak’ın kaderine egemen olması üzerine Irak Bağdat Paktından çekilmiş ve bundan sonra Paktın adı değiştirilerek Merkezi Anlaşma Teşkilatı (Central Treaty Organization – CENTO ) olmuştur. CENTO ise faaliyetlerinin yönünü, daha ziyade üyeler arasındaki ekonomik, kültürel ve teknik işbirliğine çevirmiş ve bunda da daha belirli başarılar kazanmıştır. Öte yandan Bağdat Paktının geçirdiği bu nitelik değişikliği Birleşik Amerika’yı Paktın bu yeni şekliyle çok daha yakından ve sıkı bir işbirliğine yöneltmiştir.


[1] Prof. Dr. Armaoğlu, Fahir, 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi, Alkım yay, ist. 2007, S. 524-528

Hiç yorum yok: